Page 171 - Osmanlı Türkçesi 1
P. 171

S Ö Z L Ü K

                                       m                       sılayirahim: Anne, baba ve akrabayı ziyaret
                                                               etme.
                   mazi: Bugüne göre geride kalmış olan za-
                   man; geçmiş.                                söz dizimi: Cümleler oluşturulurken kelime
                   mekanizma: Belli bir sonuca ulaşmak için    veya kelime gruplarının bir araya geliş kural-
                   karmaşık bir biçimde düzenlenmiş organ      larını inceleyen dil bilgisi kolu; cümle bilgisi.
                   veya parçalar birleşimi; düzenek, tertibat, sis-  sürur: İstenen veya hoşa giden bir şeyin ol-
                   tem.
                                                               masıyla duyulan coşku; sevinç.
                   merhale: Bir olayda birbiri ardınca görülen,   şerif: Kutsal, şerefli.
                   bir işte birbiri ardınca beliren, gelişen değişik
                   durumların her biri; evre, aşama, basamak,                      T
                   safha, mertebe.
                                                               tasavvur: Göz önüne getirme, hayal etme,
                   mesnevi: Her beyti ayrı uyaklı bir divan    zihinde canlandırma.
                   edebiyatı nazım biçimi. Bu türdeki eserlerin
                   genel adı.                                  tatbik etmek: Kuramsal bir bilgiyi, ilkeyi,
                                                               düşünceyi herhangi bir alanda hayata geçir-
                   miftah: Anahtar.                            mek; uygulamak.
                   mizan: 1. Terazi. 2. Ölçü.
                                                               telif: 1. Kitap yazma. 2. Yazarın kendisinin
                   muhteva: Bir şeyin içinde bulunanların bütü-  kaleme aldığı.
                   nü; içerik.
                                                               teminat: Bir antlaşmada taraflardan birinin
                   murat: Bir kimsenin dilediği, olmasını istediği   sorumluluğu üzerine alması; güvence.
                   şey; dilek. Elde edilmesi gereken, ulaşılmak
                   istenilen sonuç; amaç.                      terkip: 1. Birleşim, birleştirme, bir araya getir-
                                                               me. 2. Tamlama.
                   Mushaf: Kur’an.
                                                               teşkil etmek: Oluşmasını sağlamak, meyda-
                   Münker: İnsanları ölümden sonra sorguya     na getirmek; oluşturmak, ortaya çıkarmak.
                   çeken iki melekten biri.
                                                               tezkire: Divan şairlerinin hayat hikâyelerini
                   müreffeh: Bolluk, rahatlık ve varlık içinde bir
                   yaşamı olan.                                ve şairliklerini şiirlerinden örnekler vererek
                                                               anlatan eser.
                   mütenasip: Aralarında orantı bulunan; orantılı.
                                                                                   Ü
                                       N
                                                               ümmet: Bir peygamberin getirdiklerine ina-
                   nazil olmak: Yüksekten veya yukarıdan aşa-  nıp ona tabi olanların oluşturduğu topluluk.
                   ğıya doğru gelmek; inmek.
                                                                                 v-y-z
                   Nekir: İnsanları ölümden sonra sorguya çe-
                   ken iki melekten biri.                      vâkıf olmak: Bir şey hakkında bilgi sahibi
                                                               olmak, öğrenmiş bulunmak.
                   nüsha: 1. Birbirinin tıpkısı olan yazılı şeylerin
                   her biri. 2. Benzer, aynı, kopya.           varyasyon: Değişik biçim.
                                       Ö                       vasıf: Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu
                   özdeyiş: Bir düşünceyi, bir duyguyu, bir ilkeyi   başka şeylerden ayıran özellik; nitelik, keyfi-
                   kısa ve kesin bir biçimde anlatan, genellikle   yet.
                   kim tarafından söylendiği bilinen özlü söz;   veciz: Kısa ve etkili (ifade, söz).
                   vecize, kelamıkibar.
                                      S-ş                      velayetname: Tarikat ileri gelenlerinin hayat-
                                                               larını ve menkıbelerini anlatan kitap.
                   safha: Bir olayın gelişmesinde birbiri ardınca
                   görülen değişik durumlardan, dönemlerden    yadigâr: Bir kimseyi veya olayı anımsatan
                   her biri; evre, merhale.                    nesne, anı.
                   sakin: Hareket etmeyen, kımıldamayan. Bir   yekûn: Toplama işleminin sonucu; toplam,
                   yerde oturan.                               yekûn.
                   sığırdili: Uzunlamasına açılan albüm şeklin-  ziynet: Süslemeye, süslenmeye yarayan şey;
            170    deki cilt.                                  süs.
   166   167   168   169   170   171   172   173   174   175