Page 78 - İKİ BOYUTLU SANAT ATÖLYE 10
P. 78
3. ÜNİTE KOMPOZİSYON
Leon Battista Alberti üç boyutlu nesnelerin iki boyutlu yüzeye mekânsal olarak yansıtılmasını sağlayan bir
konsept olan perspektif denilen yöntemi geliştirdi. Bu formülle ortaya çıkan resim bizim, üç boyutlu görme
biçimimize tıpatıp uyuyordu. Bu keşif sayesinde sanatçılar perspektifin geometrik bir ızgara içine soktu-
ğu çeşitli figürleri ve nesneleri, yüzey üzerinde gerçekçi bir mekân yanılsaması yaratacak şekilde organize
etmeyi başardılar. Bu yöntem edimsel kompozisyon şeması denilen resmin detaylarının düzenlediği geo-
metrik şekli ifade eder. Bu bir anlamıyla, resimdeki ögelerin geometrik bir ızgara içinde düzenlenmesi ve
bir araya getirilmesidir. Bir kompozisyonun şemasıyla ilgili tartışma geometrik şekillerin kelime daracığıyla
gerçekleşir. Dikdörtgen üçgen veya daireye benzetilen bir kompozisyon şemasını daha net anlamamıza
ve tanımlamamıza olarak tanır. Bu anlamda kompozisyonun şemaları içerisindeki ögelerin düzenlendiği
geometrik şekle göre sınıflandırılır. Bu şemalar sırasıyla dikdörtgen, üçgen, piramidal, dairesel ve ışın kom-
pozisyon şemasıdır. Rönesans resim sanatında ve klasik çalışmalarda, ressamlar konunun ana temasını ve
önemli unsurlarını resmin merkezine yakın bir yere yerleştirdikleri bu geometrik şekiller içine yerleştirmiş-
lerdir. Konu bu merkez içinde gelişir ve resmin dışına taşmaz bu anlamda Rönesans kompozisyonu kapalılık
gösterir.
Dikdörtgen Kompozisyon Şeması
Bu şema çok eski kültürlerde olan bir şemadır. Mısır’da duvar resimlerinde kullanılmıştır. Figürler, sembol-
ler, hiyeroglifler, firavunlar ve tanrılar gibi önemli figürler bir şerit boyunca dikey ve yatay büyük dikdört-
genler içinde betimlenirdi. Erken Rönesans Dönemi’nde ve sonrasında sıklıkla karşılaşılan bir kompozis-
yon şemasıdır. Rönesans’ta bu şemanın uygulandığı resimlerde sanatçılar sıklıkla kalabalık figür gruplarını,
nesneleri ve tek tek figürleri resmin yüzeyinde dikey ya da yatay yönde dikdörtgen oluşturacak şekilde
yerleştirdiler. Genellikle durağan manzara resimlerinde veya bir manzara önünde figür ya da figür grupları-
nın betimlendiği resimlerde karşımıza çıkar (Görsel 3.24). Bu figür ya da figür grupları resmin sağ veya sol
köşesine dikdörtgen bir şekil çizecek biçimde yerleştirilir. Bu tür
kompozisyonların sakin ve durağan bir karakteri vardır. Bunun
dışında dikdörtgen şekillerinin farklı kombinasyonlarının kulla-
nıldığı resimler de vardır. Örneğin merkezi dikdörtgen kompo-
zisyon şeması, figür veya figür gruplarının resmin merkezine dik-
dörtgen bir şekil çizecek biçimde yerleştirilmesi ile oluşturulan
resimlerdir. Merkezi dikdörtgenin kompozisyon şeması rolü ba-
kımından durağan, ciddi, güçlü ve anıtsal bir karaktere sahiptir.
Görsel 3.24: İlkbahar, 1480, Sandro Botticelli,
Üçgen Kompozisyon Şeması Uffizi Müzesi, İtalya, Floransa
Üç açı içeren ve üç çizgi ile sınırlanmış düzlemin eski kültürlerde önemli bir anlamı vardır. Eski Mısır’da
üçgen, erkek, kadın ve çocuğun birlikteliğinden oluşan üçlemenin sembolik bir sunumudur. Firavunların
mezarları piramit şeklinde yapılmıştır. Yunanlılarda üçgen yaşamın kapısıdır. Pisagor için bilge Athena’nın
tanrılık simgesidir, Hristiyanlıkta ise eşkenar üçgen; erme, kapanma, başarma, tamamlama ve üçlemenin
simgesidir. Bu sembolik anlamların yanında üçgen Rönesans’ta keşfedilen perspektifin doğasında vardır.
Çizgiler derinliği göstermek için ufuktaki tek bir noktaya çekildiğinde bir üçgen oluşturur. Rönesans sanat-
çıları hem bu sembolik anlamlar hem de kompozisyonun geometrik ızgarası nedeniyle figürlerin ve nes-
neleri resmin yüzeyinde bir üçgen oluşturacak şekilde düzenlemek için çizgileri kulandılar. Bunun yanında
kullanılan üçgenlerin yönü belirli anlamları ifade edebilir. Örneğin yukarı bakan bir üçgen manevi dünyaya
doğru yükselişi, kararlılığı, sabitlenmeyi sembolize ederken aşağı yönlü bir üçgen fiziksel dünyaya alçalmayı
sembolize eder.
76

