Page 34 - Osmanlı Türkçesi 3
P. 34

BİRİNCİ ÜNİTE                                                             33


                   Selâtin camilerde, yani sultanlar ve padişahlar ta-
                 rafından  yaptırılmış  olan  camilerde  bulunan  çoğu
                 eser  yok  olmuştur.  Bununla  beraber  örneğin  (gü-
                 nümüzde  büyük  bölümü  kaldırılmış  olmakla  birlikte)
                 Emirgân’daki I. Abdülhamit Camii’nin ve Aksaray’da-
                 ki  Valide  Camii’nin  hattat  Sami  Efendi’ye;  Cihangir
                 Camii’nin Şefik Bey’e ve Mehmet Şevki Efendi’ye ait
                 mürekkeple  yazılmış  yahut  siyah  zemin  üzerine  altın
                 varakla işlenmiş zerendud levhaları yazıldıkları günkü
                 hâlleriyle yerlerinde duruyor. İstanbul’daki, hatta belki
                 de dünyadaki en büyük hilye­i şerifin de Silivrikapı’da,
                 Fatih’in topçubaşısı Bâlâ Süleyman Ağa’nın hayır eseri
                 olan camide hâlâ yerli yerinde olduğunu da yeri gel-
                 mişken söyleyelim.
                   Bir  gerçeği  burada  hatırlatmak  gerekirse  tıpkı  Türk
                 müziği  gibi,  hat  da  şahikasına  İstanbul’da  ulaşmış,
                 Osmanlı’nın  gerek  en  güçlü  olduğu  devirde  gerekse
                 kültürel anlamda zarafetin, inceliğin ve zevkin doruk-
                 lara  ulaştığı  son  asırda  en  değerli  hattatlar  burada
                 yetişmiş, en güzel yazılar yine bu şehirde yazılmıştır de-
                 mek herhâlde haddini aşan bir tespit olmayacaktır. Hâl
                 böyle olunca zevk sahibi Osmanlı, İslamiyet ile resmin
                 yerini yüzyıllar önce almış olan Arap harflerinin bir ara-
                 ya gelerek oluşturduğu estetik tabloları evlerinin en gü-
                 zel köşelerine de asar olmuşlardı.
                   Eski sahilhanelerin, konakların ve köşklerin duvarları silme kalem işli, tavanları
                 yüksek divanhaneleri, sofaları hep böyle güzel levhalarla süslenmiş, yüzyıllar için-
                 de imbikten süzülerek oturmuş bir zevkin eseri olan bu nadide eserlerle zengin-
                 leşmişti. Kimi zaman konağın cümle kapısının üstünde yer bulan birkaç metrelik
                 bir Kazasker besmelesinin karşısına ­mesela hattat­ı şehîr Sami Efendi’nin elinden
                 çıkma­ bir kelime­i tevhid oturtulur, onların arasına da irili ufaklı kıtalar, boyu nere-
                 deyse birkaç metreye varan murakkalar yerleştirilirdi.

                   Peki, sure ve ayetlerin yazılı olduğu bu gibi levhalardan başka neler asılırdı eski
                 yalıların, evlerin duvarlarına?
                   Ahşap evlerin dışına ya da içine asılan ve içinde yaşayan aileleri veba gibi
                 salgın hastalıklardan, maddi sıkıntıdan, işsizlikten, kem gözlerden ve nazardan ko-
                 ruduğuna inanılan levhalar, Hazret­i Muhammed’in fiziki özelliklerinden bahseden
                 hilye­i şerifler ve Arapça “Lî hamseti utfî bihâ harra’l­veba’l­hâtimeti. El Mustafâ
                 ve’l­Murtazâ ve’bnâhumâ ve’l­Fâtimete.” beytinin yazıldığı taun levhaları idi.

                   Eski Türk evlerinde kelam­ı kibar da denen güzel sözlerin, beyitlerin ve kıtaların
                 yazıldığı levhalar da yer alırdı. Bu levhaların kimisi günlük hayata dair özlü sözler
                 içerir,  bazısında  ise  kişiyi  güzel  işler  yapmaya,  iyiliğe  davet  eden  beyitler,  şiirler
                 yazılırdı.  Olgunluğun,  sarf  edilen  sözde  gizli  olduğunu  anlatan  “Kemalike  taht­ı
   29   30   31   32   33   34   35   36   37   38   39