Page 123 - ESTETİK 11
P. 123

Doğanın ve yaşamın içinde var olan her şeyde karşı-
            laşacağımız bir olgudur (Görsel 5.1).

            İslam düşüncesinde insanın yaşamındaki güzellik ya-
            ratılışıyla başlar.

            “Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.”
            (Tin suresi, 4. ayet)
            “Allah gökleri ve yeri hikmetli olarak yarattı, size şe-
            kil verdi, şekillerinizi de güzel yaptı.”  (Tegâbün sure-
            si, 3. ayet) anlamındaki ayetler Allah’ın insanları en
            güzel biçimde yarattığını ifade etmektedir.

            Şüphesiz bu eşi benzeri olmayan, taklit edilemeyen
            ve aşılamayan güzelliğin tamamı sadece dışa, söze
            ve şekle ait değildir. Bize güzellik zevki veren zarafet,
            ululuk, yücelik, azamet, ölçülülük ve ahenk gibi de-
            ğerlerin tamamı güzelliğin  belirleyicisi olan estetik
            değerlerdir (Görsel 5.2).

            Bir şey bizde ne ölçüde geniş hayal, haz duygusu,
            kemal  idraki,  derin  düşünce  ve  yüksek  heyecan
            uyandırıyorsa  o  ölçüde  güzeldir.  En  büyük  güzellik                 Görsel 5.1: Doğada güzellik
            bizi varlıkla buluşturan âlemin estetik yönünü bize
            açarak onunla aramızda bir yakınlık oluşturan ve bize ait olduğumuz kaynağı hatırlatan
            güzelliktir. Bizde böyle bir güzellik duygusunu uyarmada tabiat kadar sanat da önemli-
            dir. (Koç, 2019:75).

            Bu düşüncenin hayat bulmuş hâli Müslüman sanatçının en büyük çabasını oluşturur.
            Dinin şartlarını yerine getiren, getirdiği için de huzura kavuşan nakkaşın hedefi, dünya
            ötelerinden derleniş hissini veren parlak, güler yüzlü renklerle özlediği ebedi dünyanın
            doyum olmaz tadını sezdirmektir. Bunun içindir ki nakkaş, ölümlü dünyayı hatırlatan
            gölge, derinlik, hacim gibi görünüş unsurları ile ağzımızın tadını hiçbir zaman kaçır-
            mak istememiştir. Derinliği hayal olduğu, gölgeyi renge karartıverdiği, hacmi cismani-
            liğe yaklaştırdığı için fırçasından uzak tutmuştur. Gece vakti geçen bir olayın gündüz
            ışığında gibi geçmesi, geceye birkaç yıldızla işaret edilmesi, rengi karartmamak; eşya-
            nın görünürdeki renkleri ile gösterilmemesi, insanı bu yalancı dünyadan uzaklaştırmak
            içindir. Atların maviye veya portakal sarısına, dağların pembeye veya mora bürünmesi
            bundandır (Yetkin, 1953: 34).


















                                      Görsel 5.2: İstanbul tarihi yarımada

                                                                                                 121
   118   119   120   121   122   123   124   125   126   127   128