Page 252 - Osmanlı Türkçesi 3
P. 252

METİN ÇEVİRİLERİ, SÖZLÜK VE KAYNAKÇA                                     251


                        Ş                                   tevriye: Birçok anlamı olan bir kelimeyi en uzak
                 şahika: Doruk, zirve. En üst derece.       anlamını kastederek kullanma sanatı, iham.
                 şam: Akşam.                                tezhip: Yazma kitaplarda, sayfaların yaldız ve
                 şayi: Herkesçe duyulmuş, yayılmış, bilinmiş, halkın   boya ile bezenmesi, yaldızlama.
                 diline düşmüş.                             tezkir: Hatıra getirme, hatırlatma, zikredip anma.
                 şeb: Gece.                                 tezyinat: Bir şeyin üzerine yapılan süslemeler.
                 şefaat: Peygamberlerin ve Allah’ın izin vereceği   tiryak: Bitkisel, hayvansal ve madensel maddelerin
                 kimselerin, kulların suçlarının bağışlanması için Ce-  karışımından yapılan macun, panzehir.
                 nabıhak katında aracılık etmeleri.
                 şehname: Hükümdarların niteliklerini, üstün başa-  tuğ: Hükümdarlara, paşalara ve şeyhülislamlara
                 rılarını anlatan, mesnevi biçiminde yazılmış man-  verilen, at kuyruğu kıllarının sarktığı bir sırıktan iba-
                 zume.                                      ret saltanat, şan ve şöhret alameti.
                 şek: Kuşku.                                tuğra: Osmanlı padişahlarının imza yerine kullan-
                 şem: Mum.                                  dıkları, özel bir biçimi olan sembolleşmiş işaret.
                 şemsi: Güneşle ilgili.
                 şerif: Kutsal, şerefli.                           U
                 şeyda: Aşkının çokluğundan aklı başından gitmiş,   ubudiyet: Kulluk.
                 kendini duygularının coşkunluğuna bırakmış kimse,   ulum: Bilimler, ilimler.
                 çılgın.                                    ulvi: Yüce, yüksek.
                 şuara: Şairler.                            uşşak: Aşıklar.
                 şühur-ı selase: Üç aylar.                  uyup: Ayıplar, kusurlar.
                        T
                 tan: Kınama, ayıplama, yerme.                     V
                 taam: Yemek, yiyecek.                      vahdet: Bir olma, tek olma, birlik, teklik.
                 tafsil: Bir şeyi bütün ayrıntıları ile açıklama.  vaki: Olan, olmuş.
                 tahakküm: Baskı, zorbalık, hükmetme.       vasıl: Ulaşan, erişen. Kavuşan.
                 takaddes: “Mübarek ve yüce olsun.” anlamında   vav-ı atıf: Ve bağlacı.
                 olup daha çok “Hak teâlâ ve takaddes” sözünde   vaz: Koyma, konulma.
                 geçer.                                     vect: Sevgi veya heyecandan doğan coşkunluk,
                 takî: Haramdan, günahtan kaçınan.          kendinden geçme.
                 takva: Allah’tan korkma. Dinin yasak ettiği şeyler-  veladet: Doğum, doğma, doğuş.
                 den sakınıp buyurduklarını yerine getirme, züht.  virane: Yıkılmış veya çok harap olmuş yapı.
                 tâmiye: Ebcet hesabıyla düşürülen tarihlerde he-
                 sabı doldurmak için çıkarılacak veya eklenecek   virt: Belirli zamanlarda manevi bir görev olarak
                 sayıları işaret etme.                      düzenli şekilde okunan dualar.
                 tanzim: Düzenleme, düzen verme, yoluna koyma.  vuzuh: Açık olma durumu, açıklık, anlaşılır olma.
                 tarihçe: Bir olay veya nesnenin özet olarak yazılmış   vürut: Geliş, gelme.
                 tarihi.
                 tarik: Yol.                                       Y
                 taun: Veba.                                yâd: Anma.
                 tazim: Hürmet etme, saygı gösterme.        yadigâr: Bir kimseyi, bir olayı hatırlatan nesne veya
                 teâlâ: Şanı yüce olsun, anlamında olup Allah, Hak   kişi.
                 kelimelerinden sonra kullanılır.           yaver: Yardımcı.
                 tebeddül: Bir durumdan başka bir duruma geçme,
                 değişme.                                   yegâne: Biricik, tek.
                 tefekkür: Düşünme, düşünüş.                yeis: Ümitsizlik.
                 tekabül: Karşılık olma, karşılama, yerini tutma.  yekdiğer: Öteki.
                 tekâmül: Olgunluk, olgunlaşma. Gelişim, gelişme.  yekta: Tek, eşsiz, benzersiz.
                 tekebbür: Kibirlenme, büyüklük satma.      yekvücut: Tek bir vücut hâlinde.
                 tekerrür: Tekrarlanma.
                 telakki: Anlayış. Kabul etme, sayma.              Z
                 temaşa: Hoşlanarak bakma, seyretme.        zail: Devamlı ve kalıcı olmayan, sona eren, yok
                 temyiz: İyiyi kötüden ayırma.              olan, ortadan kalkan.
                 tenasüp: Aralarında uygunluk bulunma, birbirine   zakir: Anan, zikreden kimse.
                 uyma, yakışma.                             zarafet: Zariflik.
                 tenzih: Arılama, kusur kondurmama.         zem: Bir kimseyi kötüleme, yerme, yergi.
                 terakki: İlerleme, yükselme, gelişme.      zerendud: Ezilmiş altının mürekkep hâline getirile-
                 terekküp: Birkaç şeyin bileşmesinden oluşma, bi-  rek beyaz veya renkli kâğıda fırçayla sürülmesiyle
                 leşme.                                     hazırlanmış hat veya tezyinat eseri.
                 teşeffi: Şifa bulma, iyi olma.
                 teşekkül: Belli bir varlık ve biçim kazanma. Kurulma.  zeval: Yok olma, yok edilme.
                 tetkik: İnceleme, araştırma.               zinde: Dinç, canlı, diri, sağlam.
                 tevarih: Tarihler.                         zişan: Şanlı.
                 tevhit: Allah’ın birliğine inanma, bir sayma, bir ola-  zulmet: Karanlık.
                 rak bakma.                                 zümre: Topluluk, takım, grup, camia.
   247   248   249   250   251   252   253   254   255   256   257