Page 251 - Osmanlı Türkçesi 3
P. 251

250                                      METİN ÇEVİRİLERİ, SÖZLÜK VE KAYNAKÇA


                   mümeyyiz: İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayıran,   Rahman: Herkese, her canlıya merhamet eden
                   ayırt eden, temyiz yeteneğine sahip olan.   Allah.
                   münazaa: Ağız kavgası, çekişme, münakaşa. İki   Ravza-i Mutahhara: Hz. Muhammed’in Medi-
                   taraf arasındaki kavga, düşmanlık.          ne’deki kabri.
                   mündemiç: Bir şeyin içinde saklı olan, o şeyin için-  reca: Dileyiş, dileme, dilek.
                   de var olan, bulunan.
                   münezzeh: Temiz.                            refet: Merhamet etme, acıma, esirgeme.
                   münzel: Yukarıdan aşağıya indirilmiş.       refik: Arkadaş, dost.
                   mürekkep: Birleşmiş, birleşik, ­den oluşmuş.  rikap: Büyük bir kimsenin katı, huzuru.
                   mürur: Geçme, zamanın geçmesi.              rint: Görünüşe ve dünya işlerine kıymet vermeyen,
                   müsavi: Eşit.                               gönül ehli kimse.
                   müstakil: Kullanış yönünden başka bir yapı ile bağ-  risalet-penah: Sığınılacak yer. Hz. Muhammed.
                   lantısı olmayan, bağımsız.                  rişte: Bağ, alaka, rabıta.
                   müsvedde: Yazı taslağı, karalama.           ruhsar: Yanak, yüz.
                   müşahede: Görme, gözlem.                    rumuzat: Remizler, işaretler, gizli anlamları olan
                   müşarünileyh: Adı geçen, sözü edilen, anılan, işa-  imalı sözler.
                   ret edilen kimse.
                   müşerref: Onur verilerek yüceltilmiş.       ruşen: Parlak, aydın, aydınlık.
                   müşkül: Güç, zor, çetin.                    ruz: Gün.
                   mütareke: Ateşkes.                          rüsum: Usul, metot, kural, merasim.
                   müteaddit: Birçok.                          rüsva: Kötülükle şöhret bulmuş, rezil, kepaze kimse.
                   müteâlî: Yükselen, yücelmiş.                rüyet: Görme.
                   mütemadiyen: Ara vermeden, sürekli olarak.
                   mütevatir: Ağızdan ağıza yayılan, herkesin dilinde      S
                   gezen, tevatür yoluyla gelen.               saadet: Mutluluk.
                   müzehhip: Yazma kitapların süslenmesini yapan
                   sanatçı.                                    sadr: Göğüs, sine.
                   müzikal: Müzikle ilgili.                    safha: Bir olayın gelişmesinde birbiri ardınca görülen
                                                               değişik durumlardan, dönemlerden her biri, evre.
                           N                                   sâfil: Yüksek olmayan, aşağı.
                   naçar: Çaresi olmayan, çaresiz.             sâim: Oruç tutan kimse.
                   nadan: Bilgisiz, cahil.                     salisen: Üçüncü olarak.
                   nadide: Az görülür, görülmedik, seyrek görülen.  samt: Sessizlik, sükût.
                   nakus: Kiliselerde asılı bir vaziyette durup belirli   Sani: Yaratan Allah.
                   vakitlerde çalınan çan.
                   nâümit: Ümitsiz.                            saniyen: İkinci olarak.
                   nazar: Bakış, bakma, göz atma.              sayd: Avlama, avlanma.
                   nazikâne: Nazikçe.                          sebat: Sözünden veya kararlarından dönmeme,
                   nazmen: Manzum olarak.                      bir işi sonuna değin sürdürme.
                   naz-perver: Naz eden, nazlı.                sebze-zar: Yeşilliği çok olan yer, yeşillik, çayırlık,
                   necat: Kurtuluş.                            çimenlik.
                   nef’: Fayda, çıkar, kâr, menfaat.           sefa: Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma.
                   nefha: Esinti, üfürme.                      seher: Sabahın güneş doğmadan önceki zamanı,
                   nerdüban: Merdiven kelimesinin eski metinlerde   seher vakti.
                   rastlanan asıl şekli.                       selatin: Sultanlar.
                   netaic: Neticeler, sonuçlar.                selef: Bir görevde, bir makamda kendinden önce
                   nevbahar: İlkbahar.                         bulunmuş olan kimse.
                   nezd: Yan, kat, huzur.
                   nısıf: Yarı, yarım.                         sentaks: Söz dizimi.
                   nigehban: Bekçi, gözcü.                     serapa: Baştan başa.
                   nur-ı ayn: Göz nuru, göz aydınlığı, sevinç nedeni.  serasker: Sadrazamlık göreviyle yükümlü olmayan
                   numune: Örnek.                              ve Osmanlı ordusunun komutanlığını yapan vezirin
                   nüsha: Birbirinin tıpkısı olan yazılı şeylerin her biri.  ünvanı.
                                                               serpuş: Başlık.
                           O-Ö                                 Settar: Kullarının hata ve günahlarını örten, bağış-
                   od: Ateş.                                   layan, anlamında Allah için kullanılır.
                   oryantalist: Doğu bilimci.                  seyyare: Gezegen.
                   öşür: Onda bir.                             sıdk: Doğruluk, gerçeklik.
                                                               silahtar: Osmanlılar döneminde padişah, sadra-
                           P-R                                 zam, vezir vb. devlet büyüklerinin silahlarına bakan
                   perçem: Kâkül.                              ve koruyan kimse.
                   pinhan: Gizli.                              sipah: Asker, ordu.
                   pir: Herhangi bir konuda, bir meslekte deneyim
                   kazanmış, eskimiş kimse.                    sun: Yapma, meydana getirme. Yaratma, halk
                   polat: Çelik.                               etme.
                   rabıta: Bağlayan şey, bağ.                  suûbet: Zorluk, güçlük, zahmet.
                   rah: Yol.                                   suvarmak: Hayvana su vermek, su içirmek.
                   Rahim: Koruyan, acıyan, merhamet eden Allah.  sülüs: Üçte bir.
   246   247   248   249   250   251   252   253   254   255   256