Page 249 - Osmanlı Türkçesi 3
P. 249
248 METİN ÇEVİRİLERİ, SÖZLÜK VE KAYNAKÇA
ecdat: Atalar, dedeler, cetler. havi: İçinde bulunduran, kapsayan.
ecram: Cansız cisimler. hayrat: Sevap kazanmak için yapılan iyilik.
edna: Çok aşağı, en alt düzeyde. hemişe: Daima, her zaman.
efgan: Istırapla bağırma, haykırma, feryat. hengam: Vakit, zaman, mevsim.
eftal: Çok (daha, en, pek) faziletli, çok üstün. hezarfen: Çok yetenekli olup elinden çok iş ve
ehven: Zararı az, en zararsız. sanat gelen, çok şey bilen ve yapabilen (kimse).
elhak: Doğrusu, gerçekten, hakikaten. hılâl: Aralık, ara.
emare: Belirti, ipucu, iz, alamet. hicran: Ayrılık, ayrılık acısı.
emn: Emniyet, korkusuzluk, güven, huzur. hilkaten: Yaratılış bakımından, yaratılışça.
emvac: Dalgalar. hilye: Hz. Muhammed’in dış görünüşünü ve nitelik-
enam: İçinde Kur’an’dan bazı ayet ve surelerin lerini anlatan manzum ve mensur eser.
bulunduğu dua kitabı. Hirî: Hire Araplarına ait olan.
esbap: Sebepler, nedenler. hulus: Halis ve saf olma, kalp temizliği.
eşkâl: Dıştan görünüş, kılık, şekiller. humus: Beşte bir.
evla: Daha iyi, yeğ. hususat: Konular, meseleler, maddeler.
evrak: Kâğıt yaprakları, kitap sayfaları. Resmî ku- hüccac: Hacılar.
rumlarda işlem gören belgeler. hüccet: Delil, senet, belge.
ezhar: Çiçekler.
hükemâ: Hakîmler, filozoflar, ilim adamları.
hükmen: Verilen karara göre, karar gereği.
F hümayun: Hükümdara ait olan.
fâcir: Kötü işler yapan, işrete düşkün olan.
fasıl: Mevsim, bölüm, kısım; devre. İ
fazıl: Ahlakı, ilmi ve sahip olduğu meziyetler bakı-
mından üstün kimse, fazilet sahibi, erdemli. icar: Kira.
felek: Gök, gökyüzü, sema. Dünya, âlem. Talih, icaz: Aciz bırakma, bir benzerini yapmada herkesi
şans. aciz içinde bırakma.
ferş: Yeryüzü. icazet: İzin. Onay, onaylama. Diploma.
fevk: Üst. iğbirar: Gücenme, darılma, hatırı kalma.
fevkalbeşer: İnsan üstü. ihata: Kuşatma.
feyiz: Verimlilik, gürlük, bereket. ihraz: Kazanma, elde etme, erişme.
fıtrat: İnsanın yaratılışında var olan hususlar, huy, ihtiram: Saygı.
mizaç, maya. ikbal: Baht açıklığı veya yüksek bir makama, duru-
firak: Ayrılık. ma erişmiş olma durumu.
firâvan: Çok, aşırı, bol. ikrar: Saklamayıp doğruca söyleme, açıkça söyleme.
iktiham: Göğüs germe, karşı durma, dayanma,
G tahammül etme.
Gani: Hiçbir şeye ve hiçbir kimseye muhtaç olma- ilka: Koyma, bırakma, yerleştirme.
yan, kullarının bütün ihtiyacını karşılayan mutlak ilm-i ledün: İlahî sırlara ait ilim; sadece
zengin olan Allah. Cenabıhakk’a malum olan, ancak dilediği pey-
garabet: Yadırganacak yönü olma, gariplik, tuhaf- gamber ve velilerine öğrettiği ilahî sırlara vukuf ilmi,
lık. gayb ilmi, ilmi batın.
gayur: Gayreti olan, gayretli, çok çalışkan. imtidat: Uzama, uzanma, uzayıp gitme.
germ: Sıcak. inayet: İyilik, ihsan, lütuf.
giryan: Ağlayan, ağlayıcı. inkişaf: Gelişme, gelişim. Meydana çıkma, aşikâr
görgeç: Gördüğü zaman, görünce. olma.
gufran: Bağışlama. ins: İnsan.
gülistan: Gül bahçesi. inşat: Şiir okuma, şiir söyleme.
gülşen-saray: Gül bahçesi içindeki saray. intikal: Bir yerden başka bir yere geçme, geçiş.
gülzar: Gül bahçesi. Miras olarak babadan çocuğuna kalma.
güzide: Seçkin, seçilmiş, seçme. iptida: Başlangıç.
güzin: Seçilmiş, seçkin, beğenilmiş. irfan: Bilme, anlama, sezme.
irtihal: Ölüm.
H İshak kuşu: Baykuş.
haiz: Elinde bulunduran, taşıyan. iskân: Sürekli oturmak üzere bir yere yerleştirme,
hakeza: Bunun gibi, böyle. yerleştirilme.
hal: Tahttan indirme. istiğfar: Allah’tan suçlarının bağışlanmasını dileme.
hâlihazır: Şimdiki durum, bugünkü durum. istihsan: Beğenme, güzel bulma, güzel sayma.
haml: Taşıma, yüklenme, yükletme. itminan: İç huzuru, gönül rahatlığı, tatmin olmuşluk hâli.
hamse: Beş. ivaz: Bir şeye karşılık olarak verilen veya alınan şey,
hande: Gülme, gülüş. bedel, karşılık.
harabati: Maddi şeylere değer vermediği için üstü- izhar: Belirtme, gösterme, açığa vurma.
ne başına özenmeyen, dağınık, derbeder.
harabi: Haraplık, harabiyet. K
hasenat: Yararlı, iyi, güzel işler. ka’de: Oturma.
hasep: Kişisel özellik, nitelik. kadim: Başlangıcı olmayan, eski, ezelî.
hasıl: Olan, ortaya çıkan, görünen. Kadir: Her şeye gücü yeten (Tanrı).
havf: Korku. kaide: Kural.

