Page 248 - Osmanlı Türkçesi 3
P. 248

METİN ÇEVİRİLERİ, SÖZLÜK VE KAYNAKÇA                                     247


                 SÖZLÜK

                        A                                   binaenaleyh: Bundan dolayı, bundan ötürü, bu-
                 abat: Bayındır.                            nun için, bunun üzerine.
                 agah: Haberi olan, haberli, haberdar.      bînamaz: Namaz kılmayan (kimse), beynamaz.
                 ağniya: Zenginler.                         bittedric: Yavaş yavaş.
                 ağyar: Başkaları, yabancılar, eller.       bizzat: Aracısız, kendisi olarak.
                 ahâdis-i nebeviye: Hadisler, Hz. Muhammed’in   buut: Uzaklık.
                 sözleri.                                   bülbülan: Bülbüller.
                 ahkâm: Hükümler.                           bülegâ: Beliğ kimseler, güzel ve düzgün söz söyle-
                 ah u zar: Ağlayıp inleme.                  yenler.
                 akil: Akıllı.                              bünyan: Yapı, bina.
                 aklam-ı sitte: Altı hat, yazı.             bütgede: Putperestlerin ibadethanesi.
                 âl: Aile.
                 âlâ: İyi, pekiyi.                                 C-Ç
                 âlâm: Acılar, elemler.                     caize: Şairlerin kasidelerle övdükleri büyükler tara-
                 alamet: Belirti, işaret, iz, nişan.        fından kendilerine verilen bahşiş.
                 ali: Yüce, yüksek.                         canip: Yan, taraf, yön, cihet.
                 amal: İşler, işlemler.                     cânişin: Birinin yerine geçen, yerini alan kimse,
                 amil: Etken, sebep, faktör.                vekil.
                 andelip: Bülbül.                           Cebbar: Dilediğini cebir yoluyla yapan, kayıtsız
                 Arafat: Hacıların Kurban Bayramı’nın arife günü   şartsız herkese cebredecek güçte olan Allah.
                 toplandıkları Mekke’nin doğusundaki tepe.  cebeci: Yeniçeri ordusunda silah yapan, onaran
                 âramgâh: Dinlenme yeri.                    ve bakımı ile görevli bulunan, savaşta ordunun
                                                            silah ve cephanesini ulaştıran yaya kapıkulu ocak-
                 arş: İslam inanışına göre göğün en yüksek katı.  larından bir sınıf asker.
                 arz: Yer, yeryüzü. Yüksek bir makama anlatma,   cebel: Dağ.
                 bildirme, sunma.
                 asan: Kolay.                               celil: Çok yüce, ulu, kadri ve mertebesi yüksek.
                 ashap: Sahipler. Arkadaşlar. Sahabe.       celp: Getirtme, kendi üzerine çekme.
                 Aspozi: Malatya iline bağlı Yeşilyurt ilçesinin eski   cevadullah: Allah’ın cömert olması.
                 adı.                                       cibal: Dağlar, cebeller.
                 aşure: Buğday, nohut vb. tanelerle kuru yemişlerin   ciharyâr-ı güzin: Hz. Muhammed’den sonra halife
                 bir arada şekerle kaynatılmasıyla yapılan bir tatlı   olan Hz. Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’ye verilen
                 türü.                                      ortak isim, dört halife.
                 atâ: Cömertçe verme, ihsan, bağış.         cürüm: Suç.
                 ati: Gelecek olan, gelecek, müstakbel.     çerağ: Yağ kandili ve genellikle mum, meşale gibi
                 avdet: Dönüş, geri gelme.                  ışık veren şey.
                 ayn: Göz.                                  çeşm: Göz.
                 aza: Vücut parçası, organ.                 çomak: Ucu topuzlu değnek.
                 azim: Bir işteki engelleri yenme kararlılığı.  çün: Çünkü, mademki.
                 âzim: Kararlı, niyetli, azimli.
                 azimet: Sebat, kararlılık, gidiş.                 D
                 azimüşşan: Şanı yüce, pek değerli.         dâbbe: Binek ve yük hayvanı.
                                                            defaten: Ansızın.
                        B                                   defterhane-i amire: Osmanlı Devleti’nde araziye
                                                            ait bütün kayıtları içine alan tahrir defterlerinin
                 badehu: Ondan sonra, daha sonra.           saklandığı ve bu topraklara ait muamelelerin yürü-
                 bağteten: Birdenbire, ansızın, beklenmedik bir   tüldüğü daire.
                 anda.                                      delâil: Delilin çoğul şekli, deliller.
                 bahir: Deniz.                              dersaadet: Saadet kapısı anlamına gelen kelime
                 bahşâyiş: Bağışlama, verme, ihsan.         Osmanlı döneminde İstanbul için kullanılmıştır.
                 baki: Sürekli. Ebedî, ölümsüz. Bir şeyden artan mik-  derun: İç, içeri, öz.
                 tar.                                       deruni: İçle ilgili, içten.
                 bâlâ: Bir şeyin yüksek yeri, yukarı, üst.  dest: El.
                 bap: Kapı. Kitaplarda bölüm, başlık. Konu, husus.  deveran: Dönme, dönüp dolaşma, dolaşım.
                 basar: Görme, görme hassası.               devlet-i aliye: Yüce devlet. Osmanlı Devleti.
                 basiret: Kalp gözüyle görme, kalp gözüyle görerek
                 bir şeyin gerçeğini kavrama, anlama.       didar: Yüz, çehre.
                 beden: Kale duvarı.                        dide: Göz.
                 bermutat: Alışılagelen biçimde, her zaman olduğu   dil: Gönül, yürek.
                 gibi.                                      dil-beste: Gönül bağlamış, gönlünü vermiş, âşık.
                 bervech: Olduğu üzere, olduğu gibi, olarak.  diraz: Uzun.
                 beste: Bağlanmış, bağlı.
                 bidat: İslam dininde Hz. Muhammed zamanından      E
                 sonra ortaya çıkan değişik yargılar ve ilkeler. Son-  eb’ad: Çok (daha, en, pek) uzak.
                 radan türeyen şey.                         ebat: Boyut.
                 bigâne: İlgisiz, yabancı.                  eblağ: Çok etkili.
                 bîmar: Hasta.                              ebter: Eksik, noksan, sonuçsuz şey.
   243   244   245   246   247   248   249   250   251   252   253