Page 471 - Türk Dili ve Edebiyatı 11 Beceri Temelli Etkinlik Kitabı
P. 471
Ortaöğretim Genel Müdürlüğü TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 11 232
8. ÜNİTE > Eleştiri Kazanım A.4.14: Türün ve dönemin/akımın diğer önemli yazarlarını ve eserlerini sıralar.
Alan Becerileri: Okuma Becerisi Genel Beceriler: Eleştirel Düşünme Becerisi
Etkinlik İsmi Devrik Tümce 30 dk.
Amacı Metinden hareketle türün önemli temsilcilerinin görüşlerini fark ederek kendi görüşlerini ifade edebilmek. Bireysel
Yönerge Aşağıdaki metni okuyunuz. Metinden hareketle soruları cevaplayınız.
(Metin, aslına sadık kalınarak alınmıştır.)
Süleyman Nazif ve Türk Nesri
Halis bir şair olduğu kadar iyi bir nesir ustası olduğunu, hâlâ zevkle okunan fıkraları ile ispat eden Ah-
met Haşim, iki yazısında Süleyman Nazif’ten bahseder. Bunlardan birincisinde “Batarya ile Ateş” ya-
zarını “koca bir değirmeni harekete getirmeğe kâfi bir kudreti, bazen bir tek cümlenin zembereklerine
sıkıştırmayı bilen o kasırgalar kardeşi” diye överken, “Son Şarklı” başlığını taşıyan ikinci yazısında onu
sevgi dolu bir alayla “belagat kaidelerine büyük bir iman ile inanan son büyük sanatkârımız” diye tavsif
eder. Haşim’e göre Süleyman Nazif, “Sözün kudretini kelimelerin ahenginden, nidaların azametinden
ve tezatların şimşeklerinden beklerdi. Akla şaşkınlık veren bir hayat kaynağı olan bu adam ateşten par-
maklarıyla kelimelere dokundukça onları garip bir akıcılıkla canlandırmasını bilirdi. Cansız lügat onun
elinde bir alev gibi yanardı.”
Kendinden başkalarını sevmede fazla cömert davranmayan Yahya Kemal, Nazif ile şiir bahsinde hiçbir
zaman anlaşamadıklarını belirttikten sonra nasir olarak onu bir “münşi” telakki eder: “Nazif münşi
doğmuştu; Osmanlı yazısının hattından ayrılmazdı; o yazının satırındaki nahvi ruhuna bir nazım dal-
gası gibi geçirmiş bir nasirdir.”
Bu iki büyük Türk şairi de Süleyman Nazif’in nesrini dikkatli bir şekilde incelememişlerdir. Süleyman
Nazif’i daha yakından tanıyan Cenab Şehabeddin’in vermiş olduğu hüküm çok daha doğrudur ve dik-
kati şaşılacak derecede modern üslup tetkiklerine uygundur.
(…)
Süleyman Nazif ile Cenab Şehabeddin'in Türk nesri üzerinde yapmış oldukları bu inkılap, Cumhuri-
yet devrinde girişilen “devrik tümce” teşebbüsünü hatırlatır. “Devrik tümce”ciler de alışılan Türkçede
cümlelerin yeknesaklığından şikâyet etmişler ve onu konuşma dilinin oynak sentaksına yaklaştırmağa
çalışmışlardır. Nurullah Ataç ve Sabahattin Eyüboğlu gibi Türkçenin zevkine sahip, ölçülü, kültürlü ve
uzun yıllar tercüme ile uğraşmış yazarlar bunun güzel örneğini vermişlerdir. Onların dışında “devrik
tümce”yi, normal cümleyi altüst etmek sanan zevksizler ve acemiler, okurken insanın asabını bozan
kötü bir tercüme taklidi üslup vücuda getirmişlerdir. Uydurma kelimelerle de birleşen bu “devrik tüm-
ce” inkılabı tutmamıştır. Hâlbuki Süleyman Nazif, Cenab Şehabeddin, Ataç ve Eyüboğlu’nun üzerinde
durdukları bu konu Türk dili bakımından son derece mühimdir ve yeniden ciddiyetle ele alınmağa
değer.
Bunun için her şeyden önce, Türkçeyi gelişigüzel bir şekilde değiştirmek fikrinden vazgeçmek, başarılı
örnekleri dikkatle inceleyerek, dilimizin imkânlarını araştırmak lazımdır. Süleyman Nazif’in ortaya
koyduğu prensipler kanaatime göre, bugün için de doğrudur. Cenab’ın işaret ettiği gibi, Nazif, bu nesir
anlayışına Batılı örneklerden varmıştır. Bu bakımdan Ahmet Haşim ile Yahya Kemal›in onu eski mün-
şilere benzetmeleri doğru değildir. Eski inşada, ses bakımından birbirine benzeyen kelimeler vasıtasıyla
şiire yaklaşan bir nevi ahenk elde etmeğe çalışılıyordu.
(…)
Cümleye bu tarzda dikkat, muhtevanın dışında şekil üzerinde ayrıca durmayı gerektirir. Bu, bir sabır ve
deneme işidir. Ben şahsen nesirde Alain’in (Alayn) fikrini beğenirim. Alain, iyi nesir, kendisini unuttu-
rarak okuyucuyu doğrudan doğruya fikre veya vakıaya götürmelidir, der. Nesirde, dikkati düşünceden
ayıran her şey kötüdür. Fakat yeni bir muhtevayı güzel bir şekilde ifade eden nesirden de hoşlanırım.
Bana yeni bir fikir kazandırmayan cümle, şekil bakımından ne kadar güzel olursa olsun boştur. Öyle sa-
nıyorum ki Süleyman Nazif, dikkatini o devir için çok yeni ve gerçekten mühim olan bu buluşa vermiş,
fikirlerini derinleştirmekten ziyade, heyecan verici güzel cümleler yazmayı tercih etmiştir.
(…)
Mehmet Kaplan, Edebiyatımızın İçinden
469