Page 123 - TÜRK MÜZİĞİ TARİHİ
P. 123
3. ÜNİTE
adap ve usullerinin yanı sıra müzik eğitimi de verilmiştir.
Meşk sisteminin benimsendiği öğretim metodu, öğretmen merkezli ve tekrara dayalı bir süreci kapsar. Mev-
levihanelerdeki öğrencilere icraya dayalı bu eğitim sisteminin yanında teorik bilgiler de verilmiştir. Bu sayede her
öğrenci kendi hocasının tavrını kazanmış, Mevlevi tarikatına özgü icra tarzının devamlılığı sağlanmıştır.
Klasik eğitim ve terbiye metotlarının
hemen hepsinin uygulandığı Mevleviha-
nelerde eğitim programı öğrencilerin ve
hocanın alaka ve becerisine göre belirlen-
miştir. Dervişler, birikimlerine göre belirli
kademelere ayrılmış ve kendi alanlarında-
ki eğitimlerine devam etmişlerdir. Bu alan-
lardan olan hanende ve sazende grupları-
na dâhil olan öğrenciler, gerekli beceri ve
bilgiyi kazanmalarının ardından mutrıp
heyetine katılmışlardır (Görsel 3.2). Baş-
langıçta sadece kudüm, rebap ve neyden
oluşan müzik topluluğuna 17. yüzyıldan Görsel 3.2: Mutrıp heyeti
itibaren ut, keman, kanun, santur, tambur, kemençe, girift (nefesli çalgı) hatta zamanla piyano ve viyolonsel de
katılmıştır. Ancak piyano ve viyolonsel sadece birkaç mukabelede kullanılmıştır.
Türk müziği üzerinde Mevleviliğin büyük katkısı bulunmaktadır. Osmanlı Dönemindeki en önemli bestekâr
ve müzik adamlarının pek çoğu Mevlevihanelerden yetişmiştir. Enderundan sonra musiki eğitiminin sistematik
olarak verildiği en önemli kurum Mevlevihaneler olmuştur. Bunda Mevlana’nın musiki ve semaya olan muhab-
betinin büyük etkisi vardır. Mevlana, Allah ve din düşüncesini müziğin etkileyici ifade biçimiyle güçlendirmiştir.
Mevlevihaneler, dinî bir kurum olmalarının yanı sıra içinde pek çok alanda eğitim faaliyetleri yürütülen bir
eğitim kurumudur. Verilen eğitimler sonucunda ortaya çıkan kültürel birikim, ülke geneline dağılan Mevlevihane-
lerle tüm Osmanlı coğrafyasına yayılmıştır. Mevlevihaneler, bu sayede müzik kültürünün tüm yurda yayılmasında
önemli bir rol oynamıştır.
Bektaşilik
15. yüzyılın sonlarında Hacı Bektaş Veli
gelenekleri etrafında Anadolu’da ortaya
çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu tarihi
boyunca etkisini koruyan Bektaşilik, farklı
dinî inanç ve gelişmeleri birleştirici yapı-
sıyla 16. yüzyıldan itibaren Osmanlının
resmen tanıdığı tek Sünni olmayan tari-
kattır. Tasavvufa damgasını vuran vahdet-i
vücut (âlem ve insan ilişkisi) sistemi Bek-
taşiliğin tasavvuf anlayışını da etkilemiştir.
Bektaşi ayini ve yolu “dört kapı-kırk
makam” şeklinde ifade edilir. Bütün ayin Görsel 3.3: Bektaşilik
ve yol, kulun tasavvufi yolculuğunu temsil
eder. Bektaşiliğin ibadet anlayışı, en eski ve temel ayin olan cem ayininde de kendini gösterir. Bu törenlerde de-
yişler ve sözler bağlama eşliğinde söylenir (Görsel 3.3).
Cem Törenleri
Alevi-Bektaşi inancında bir olmak, bir araya gelmek ve tevhid ile ibadete başlamak, yılın belirli dönemlerin-
de yapılan cemlerle özdeştir. Cem; on iki hizmetin yürüdüğü, sohbet edilen, sorunların çözüldüğü, inanç içinde
önemli olan şahsiyetlerin tüm özelliklerinin sözel ifadelerle aktarıldığı ve anlatıldığı yerdir. Dede’nin açtığı mu-
habbeti, zâkirin çalıp okuduğu deyişle sürdürmesi bir yandan sohbetin saatlerce uzamasına neden olurken diğer
yandan anlatılanların cemaatin aklında kalıcı bir hâle gelmesini sağlar. Cemlerin sohbete ve muhabbete dayalı
bölümleri oldukça uzundur. Sohbette geçen konuyla ilgili “senlik-benlik” olmadan bilgisi olan her kâmil kişi söz
TÜRK MÜZİĞİ EĞİTİM KURUMLARI 121

