Page 140 - Türkçeyi Etkili Kullananlar
P. 140

Etkinlik









                   Nevin, Mebrure’yi ikinci kata çıkardı. Kendi yatak odasına bitişik bir odanın kapısını açarak:
                   – “Giriniz!” dedi.
                   İkisi de girdiler.

                   Nevin elektriği yaktı: Burası, yeni mefruşatla döşenmiş, zarif bir yatak odası. İlk bakışta,
                   göze, duvardaki iki büyük resim çarpıyor. Üniformalarını giymiş bir ferik’in divan hâlinde
                   fotoğrafisi ve yağlı boya bir baş! Mebrure, sessiz adımlarla, biraz şaşkın, biraz mahcup,
                   biraz müsterih, odanın ortasına yürüdü, döndü, minnettarlık dolu gözlerini Nevin’e
                   çevirerek teşekkür etti, sonra hayretini gizlemedi.

                   – Ne kadar büyümüşsünüz... Âdeta... Yetişmiş bir hanım.. güzel bir hanımsınız.
                   – Ya siz? Siz de çok büyümüşsünüz...
                   Mebrure gözlerini yumdu, birkaç saniye durduktan sonra açtı.
                   – Dünya ne tuhaf... Sizinle küçükken ne iyi arkadaştık!

                   Nevin, biraz gururla, hafifçe geriye çekildi, zoraki bir tebessümle güldü, Mebrure’ye geniş
                   karyolayı göstererek:

                   – Yatınız, yorgunsunuz, iyi uyuyunuz, sizi kimse rahatsız etmez, yarın görüşürüz.
                   Sonra birden hatırlayarak sordu:
                   – İstanbul’a yeni mi geldiniz?

                   – Evet... Bu akşam... Zaten gecikmemin sebebi evi aramak oldu. Ben sizi Taksim’de
                   biliyordum, hâlbuki buraya taşınmışsınız. Evi çok aradım, çok...

                   Mebrure, vücutça, hisçe, fikirce yorgun, ezik, bitkin, hâlsiz, mecalsiz sandalyelerden birine
                   kendini bıraktı. Cümlesine devam edemedi.

                   Nevin, kapıya yürüyerek, tekrar:
                   – Yarın, yarın görüşürüz, iyice görüşürüz.
                   Diyerek odadan çıktı.

                   Mebrure yalnız kalınca, başını eğdi, küçük avuçlarının içinde gizledi, kolları titreyerek,
                   omuzları çırpınarak, saçlarından dizlerine kadar sarsılarak ağlamaya başladı, kendi
                   kendisine, birkaç defa, yüksek sesle:
                   – Ne kadar bedbahtım, diyerek soyundu, karyolaya girdi, hemen derin bir uykuya daldı.

                   Ertesi gün, sabaha karşı, güneş daha yeni doğarken gözleri açıldı. Yorganı fırlatıp atarak
                   karyolanın içinde oturdu, etrafına yabancı yabancı baktı, sonra, kalkamayacağını anlayarak
                   tekrar yattı: Bütün vücudunda, damarlarında, kemiklerinin oynak yerlerinde, etlerinde
                   bir sızı, bir gevşeklik, bir uyuşukluk, bayıltıcı bir rehavet hissediyordu, uykuya çok ihtiyacı
                   vardı ve uyudu.

                                                                                                 (Sözde Kızlar)
















      138                                      Türk Dili ve Edebiyatı
   135   136   137   138   139   140   141   142   143   144   145