Page 41 - Türk Dili ve Edebiyatı 10 | 3.Ünite
P. 41

ŞİİR





                                        METİN VE TÜRLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR

                  Okuduğunuz metin, Sultan Ahmed’in övgüsünü yapmak amacıyla yazılmış bir kaside örneğidir.
               Metin, Edirne şehrinin övgüsüyle başlar. Metinde şehrin uçsuz bucaksız, paha biçilmez güzelliğine
               dikkat çekilir. Sonrasında padişahın övgüsüne geçilir. Bu bölümde mübalağalı ve ağır bir dil kullanan
               şair, padişahı İran’ın meşhur şahsiyetleriyle karşılaştırır ve padişahın onlardan üstün olduğunu vur-
               gular. Ardından şair, padişaha yaptığı övgünün bir o kadarını da kendisine yapar. Burada şairliğinin
               ne kadar güçlü olduğunu dile getirir. Bundaki amaç, sıradan bir şair tarafından değil güçlü bir şair
               tarafından övüldüğünü padişaha hissettirmektir.
                  Kaside, divan edebiyatında sıklıkla kullanılan bir nazım biçimidir. Arap edebiyatından İran ede-
               biyatına oradan da Türk edebiyatına geçmiştir. Kasideler, din veya devlet büyüklerini övmek ama-
               cıyla yazılır. Bazen de kasidelerde yergi söz konusudur. Kaside denilince akla gelen ilk isim Nef’î’dir.
                  Kasideler divan şiirinin beyitlerle kurulan nazım biçimlerindendir. Beyitler aa-xa-xa-xa … şeklin-
               de kafiyelenmekte ve beyit sayısı 33-99 arasında değişmektedir. Bütün divan şiiri nazım biçimlerinde
               olduğu gibi ölçü, aruz ölçüsüdür. Gazeldeki gibi ilk beyit matla, son beyit makta adını alır. Kasidenin
               en güzel beytine beytü’l-kasid, şairin mahlasının bulunduğu beyte ise tâç-beyit adı verilmektedir.
               Kasidelerde şair, doğrudan övgüye başlamaz. Önce sanat gücünü göstermek, hayal gücünün zen-
               ginliğini ortaya çıkarmak için bir giriş yapar. Bu bölüm nesib ya da teşbib adıyla anılmaktadır. Şair;
               burada bir şehrin, mevsimin, atın, gecenin tasvirini yapar. Nesibden sonra övgüye geçeceğini haber
               veren, bir beyitten oluşan girizgâh bölümü gelir. Kasidenin yazılma nedeni olan övgünün yer aldığı
               bölüm methiye adını alır. Methiyenin hemen ardından daha lirik bir bölüm olan tegazzül bölümü
               gelir ki şair burada bir gazel söyler. Ancak bu bölüm her kasidede olmayabilir. Bir sonraki bölüm olan
               fahriyede, övülen kişiye yapılan övgünün bir o kadarını şair kendisi için yapar. Bu iki bölümde dil
               oldukça ağırdır. Sonrasında şairin mahlasının yer aldığı tâc-beyit bulunur. Son bölüm ise duâ bölü-
               mü olarak adlandırılır. Şair burada övdüğü kişinin uzun ömürlü olması, bahtının açık olması gibi iyi
               dileklerde bulunarak ona dua eder.
                  Kasidelerin adlandırılmalarında değişik yöntemler uygulanmaktadır. Bunlardan birincisi nesibde
               işlenen konuya göre yapılan adlandırmadır. Mesela kasidenin nesib bölümünde kış anlatılıyorsa ka-
               side şitâiyye, bahar anlatılıyorsa bahâriyye gibi isimlerle anılır. İkinci adlandırma redife göre yapılır.
               Mesela kasidede redif olarak su kelimesi kullanılmışsa su kasidesi, güneş kelimesi kullanılmışsa gü-
               neş kasidesi adını alır.
                  Kasideler işledikleri konuya göre çeşitli isimlerle de anılmaktadır. Bu türler arasında Allah’ın bir-
               liğini anlatanlara tevhid, Allah’a yalvarıp yakarmayı konu edinenlere münacaat, Peygamber Efen-
               dimiz’in övgüsünün yer aldığı kaside türüne naat (Fuzuli’nin Su kasidesi bir naat örneğidir.), bir
               kimsenin aksayan yönlerini yermek amacıyla yazılanlara hicviye, bir kişinin övüldüğü kaside türüne
               methiye ve şairin kendini övdüğü kasidelere de fahriye adı verilir.
                  Divan edebiyatında mesnevi, gazel ve kasideden başka kıt’a ve müstezat nazım biçimleri de beyit-
               lerle kurulmaktadır. Kıt’alar, xa-xa şeklinde kafiyelenen iki beyitlik bir nazım biçimidir. Müstezad ise
               gazel beyitlerinin her bir dizesine bir kısa dize eklenerek aruzun özel bir kalıbıyla yazılır.
                  Nef’î’nin şiirlerinde, Türk edebiyatında XVII. yüzyılda etkisi görülmeye başlanan sebkihindî akı-
               mından izler görmek de mümkündür. Şairin mübalağaya düşkünlüğü, tezatlara çok yer vermesi,
               hayal dünyasının zenginliği Sebk-i Hindî’nin ondaki izleridir. “Hint üslubu, Hint tarzı” anlamına
               gelen Sebk-i Hindî, İran’dan Hindistan’a gelen İranlı şairlerce geliştirilmiş; daha sonra Nâilî, Neşâti,
               Şeyh Gâlip gibi bazı divan şairlerini de etkisi altına almış bir akımdır. Bu anlayışla yazılan şiirlerde
               anlam olabildiğince kapalı; dil oldukça ağır, sanatlı, süslüdür. Soyut konular (özellikle tasavvuf) daha
               çok ele alınmıştır.











                                                                                                           119
   36   37   38   39   40   41   42   43   44   45   46