Page 124 - Türk Dili ve Edebiyatı Zenginleştirilmiş Öğretim Etkinlikleri 10
P. 124

ORTAÖĞRETİM KADEMESİNDE FARKLILAŞTIRILMIŞ ÖĞRETİM UYGULAMALARI ~ ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ ÖĞRETİM ETKİNLİKLERİ
        TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI
        10. SINIF


        EK 1: HIKÂYE

        ANADOLU’DA BIR GECE

        Bu çocuğa Anadolu’da rastladım. Çankırı ile Kastamonu arasında konaklamıştık. Arabamızın bir hayvanı, ağzı köpüklenerek
        yabani bir hırıltıdan sonra hanın kapısına serilmiş; kımıldamadan bir anda katılaşmıştı. Arabacı, sağ kalan hayvanını yatır-
        dıktan sonra öfkeyle karşıma dikildi:
           “Efendi! Benden yana umudun kalmasın. Buradan ileriye bir adım atamam. Bir araba bul.”
        Iki gün handa bekledikten sonra yeni arabacım geldi. On üç, on dört yaşında bir çocuktu. Kül benizli, cılız bir köy çocuğu.
        Siyah kirpikli gözlerinin derin parıltısıyla sordu:
           “Inebolu’ya mı?”
           “Evet.”
           “Araba hazır.”
        Korkuya benzer bir isteksizlik vardı. Çocuk, çıkarmak istediğim her güçlüğü kabul etti. Uzlaştı, eşyamı arabasına taşıdı.
        Anadolu’nun hüzünlü sabahlarından biriydi. Ağır ağır gidiyorduk. Yol çok dönemeçli, çapraşık ve dardı. Ne kadar olsa çocuk,
        Allah bizi kazadan esirgesin, diye düşündüm.
        O, bu düşüncemin sesini duymuş gibi birdenbire arkasına döndü:
           “Efendi, az ileri yol düzleşir, daha hızlı gideriz, ben hayvanlara bile bile yol vermiyorum.” dedi.
        Ilgaz’a yaklaşmıştık. Burası, karanlık uçurumlarıyla uğursuz bir geçitti. Birçok kere, buralara sokulan eşkıyadan bahsedildiğini
        işitmiştim. Kalehan’da bulunanlar demişlerdi ki: “Samsun’dan kalkan bir çete Ilgaz’a kadar gelmiş, oralara saklanmış, sizi
        görürlerse sağ bırakmazlar.”
        Çaresiz, Ilgaz’dan geçecektik ve geçmeye başladık. Yanına gittim “Buralarda çeteler varmış.” dedim. Cevap vermedi. Yaşın-
        dan umulmayacak bir soğukkanlılıkla sözlerimi duymamış göründü. Bir daha söyledim: “Buralarda eşkıya varmış.” Kaşları
        çatılmış, gözleri tutuşmuş, yüzü buruşmuştu. Kolunu uçuruma doğru sallayarak cevap verdi: “Varsa ne yapalım? Bizim de
        elbette karşı koyacak kuvvetimiz vardır. Biz iki kişiyiz.”
        Kendisine o kadar inanarak söylüyordu ki, münakaşa edemedim. Sustuğumu görünce “Efendi, ben bu yollardan gece gündüz
        tek başıma geçerim, bugüne kadar korku nedir bilmedim. Pontus çeteleri var derlerdi, karşıma bir tane de çıkmadı.” Gözlerini
        yüzüme yaklaştırarak başını salladı “Çıksa ne olur ki? Evelallah iki üçünü birden tepelerim.”
        Güldüm, bu onu kızdırdı. “Efendi! Sen ne diyorsun Allah aşkına? Ben Bursalıyım. Düşman geldiği zaman on iki yaşımdaydım,
        tarlada çalışıyordum. Iki düşman askeri benimle alay etmeye kalktı, bir tanesini yaraladım. Öteki korkudan kaçtı, ben de eve
        gizlendim; zabitler beni on gün aradılar, babam teslim etmedi fakat hınçlarını babamdan aldılar.”
           “Ne yaptılar?” Sustu.
           “Anam da bundan sonra kederinden öldü. Ben ağladım, çıktım, Kütahya’ya yürüdüm, asker yazılmak istedim, yaşım
            gelmediği için almadılar, bu arabayı satın aldım, yaşım gelinceye kadar bununla geçineceğim.”
            “Yaşın gelince?”
           “Asker yazılacağım.”
        Başka şey söylemedi, arabaya atladı. Araba, uçurumun yanından korkunç bir süratle koşuyordu. Küçük arabacı, berrak bir
        sesle derin boşluğu çınlatarak Köroğlu’nun bir türküsünü söylemeye başladı. Bu taze ve dinç seste Türk kahramanlığının
        yeniden dirildiğini sezer gibi oldum, titredim.
        Ilgaz’ı geride bırakmak üzereydik, sabah yaklaşıyordu. Birdenbire yolun kenarında, otuz kırk metre ilerimizde, araba fenerinin
        sarı ışığından üç siyah gölgenin yavaşça kaçıştıklarını gördük. Küçük arabacım hemen ayağa kalktı. Dizginleri sol elinin bi-
        leğine sararak sağ elini arka cebine attı. Eski sistemde bir tabanca çekti ve hayvanları daha şiddetle sürdü. Araba, gölgelerin
        kaçıştığı yere geliyordu; karartıların bulunduğu hizaya yaklaşınca siyah elbiseleriyle dimdik duran ve ellerini fişekliklerine
        dayamış üç uzun boylu adamın arabaya baktıklarını gördük. Yakın tehlikenin soğuk teri, sırtımdan aşağıya sızdı. Arabamız
        adamların yakınına geldiği zaman gölgeler hiç kımıldanmadılar, yolun kıyısında ağaçlar gibi hareketsiz kaldılar, araba uçar






    126   ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ ÖĞRETİM ETKİNLİKLERİ
   119   120   121   122   123   124   125   126   127   128   129