Page 22 - Osmanlı Türkçesi 2
P. 22

1. ÜNİTE • ZENGİN BİR DİL: OSMANLI TÜRKÇESİ


                 Osmanlı Türkçesine Dair
                 TÜRKÇE VE TÜRKÇELEŞMİŞ KELİMELERDE MANA ZENGİNLİĞİ

                 Şemsettin Sami Bey’in Kamus-ı  Türki’sini (Görsel 1.3)
                 açanlar, orada birçok Türkçe ve Türkçeleşmiş kelime-
                 nin ya tek başına ya aldığı eklerle yahut birleşik kelime-
                 ler hâlinde bazen yüzden fazla manada kullanıldığını
                 görebilirler. Türkçede almak, vermek, görmek, geçmek,
                 düşmek gibi çok sayıda kelime böyle çok manada kul-
                 lanılan sözlerdendir. Yalnız Fuzuli’nin şiirlerinde Türkçe
                 “düşmek” kelimesinin 50’ye yakın manada kullanıldığı
                 tespit edilmiştir.

                 İşte  Türk milleti, kelimelerini bir mücevher gibi işleme
                 sanatını yalnız Türkçe kelimelere değil Türkçeleşmiş ke-
                 limelere de tatbik ederek onları da çok manalı kelimeler
                 hâlinde millîleştirmiştir.
                 Mesela  Türkçede yalnız  “siyah renk” anlamına gelen
                 “kara” kelimesinin, aldığı ekler ve birleştiği kelimelerle di-
                                                                           Görsel 1.3: Şemsettin Sami’nin
                 limizde 200’den fazla mana ve deyim yaratmış bir ifade
                                                                           Kamus-ı Türki adlı eseri
                 saltanatı vardır.
                 Yine Türkçede mesela “gönül” kelimesi kalb, yürek, yüreğin manevi varlığı, duygu, his,
                 tesir, sevgi, aşk, iptila, istek, arzu, heves, hüzün, endişe, razı oluş, cesaret, fedakârlık,
                 ahlak, tabiat, hatır, mide vb. gibi birçok manalarda kullanılarak bir “birleşik kelime” sal-
                 tanatı içinde yaşar.

                 Gönüllü, gönülsüz, gönülsüzlük, gönlünce, gönüllenmek gibi şekillerden başka gö-
                 nül almak, gönül vermek, gönül çekmek, gönül açmak, gönlü olmak, gönlü olmamak,
                 gönlü kalmak, gönül kırmak, gönlü bulanmak, gönlü hoş olmak, (...) ah bu gönül bu
                 gönül, gönül ezilmek gibi daha nice mana ve ifade incelikleri içinde kullanılır.

                 (...)

                 İşte Türk milleti, bizim Türkçeleşmiş dediğimiz kelimeleri de böyle bir mana zengin-
                 liği içinde benimsemiştir. Mesela Türkçeye Latinceden gelmiş “sabun” kelimesi veya
                 Yunancadan gelmiş “fener” kelimesi, lisanımızda böyle zengin kelime aileleri içinde
                 yaşar. Türkçeye Farisi’den gelmiş “pare” ve “parçe” kelimeleri, Türkçede “para” ve “parça”
                 sesini aldıktan sonra lisanımızda parça, kıymet, güzellik, kelepir, miktar, sayı, bölüm,
                 ufaklık, bozukluk vb. gibi manalardan başka para almak, para bozmak, para canlı, para
                 etmek, para çekmek, paradan çıkmak, (gözü) para görmek, (...) kalp para; ayrıca parçalı,
                 parçasız, bir parça, bin parça, iyi parça, yaman parça, can parçası, elmas parçası, (...)
                 parçalatmak gibi her biri ayrıca çeşitli manalara çekilebilir, zengin bir kelime ve mana
                 ailesi kurmuştur.
                                                                                                           21
   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27